Arnavutluk'un Safranbolu'su Berat

Tiran'dan sonra Arnavutluk'ta gözüme kestirdiğim yer Berat oluyor. Tiran'a yaklaşık iki saat mesafedeki yerleşim, 2008 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine eklenmiş (gitmek için yeterli bir sebep!)

Arnavutluk'un Safranbolu'su Berat.

Berat Ulaşım

Tiran şehirlerarası terminalinin nerede olduğuna dair ufak bir araştırma yapıyorum internetten ve sabah erkenden etrafı izleye izleye yola koyuluyorum. Sokaklar hareketli ve kalabalık, esnaf yeni açtığı dükkanının sabah temizliğini yapıyor. Çok yerde gördüğüm krep yapan ve birkaç çeşit pasta satan küçük cafelerden birinde kahvaltı niyetine güzel bir krep yiyorum. Çıkarken otobüs terminalini soruyorum ama İngilizce bilmeyen garsonla pek anlaşamıyoruz. Garson, mekanda yemek yiyen başka birine soruyor ve bir şekilde otobüs terminalinin taşındığını anlıyorum. Yolda giderken sorduğum diğer kişiler de sanki "Buradan Mars'a nasıl gidilir?" şeklinde bir soruyla karşılaşmış gibi tepki verince içime kurt düşüyor. Anlaşılan Tiran'dan Berat'a gitmeye çalışan ilk insan benim:)

Bin pencereli şehir olarak da anılan Berat, işte bu kadar küçük bir yerleşim.

Sokakta gezen iki polis görüyorum ve hemen atlıyorum. Biri genç, diğeri orta yaşlı polis memurlarının da İngilizce ile arası yok. "Berat", "otobüs", "terminal" kelimeleri ve el kol hareketleriyle derdimi anlatıyorum. Onlar da ilk etapta bir durup, çok garip gelen bu rotayı düşünüyorlar. Terminalin yeni yerini öğrenmek için birkaç telefon görüşmesi yapıyorlar, taksi durağına soruyorlar ve elleriyle düş peşime diyorlar. İki yanımda Arnavut polisi, Tiran sokaklarında halime gülümseyerek geziyorum. Genç olan İngilizceden biraz anlıyor gibi veya bana öyle geliyor. Otobüsle terminalin olduğu yere gidebileceğimi, beni otobüse bindireceğini ve şoförle de konuşacağını "söylüyor". 14 numaralı otobüs durakta görünüyor. Şoföre beni emanet edip yoluna devam ediyor polis memuru. Benim eğlenceli hikayem ise devam ediyor; otobüs şoförü ellerimi tutup ön konsola koyuyor ve "buradan bir yere ayrılma, ben gelince söyleyeceğim" diyor işaret diliyle:) Kısa bir yolculuk sonrası emaneti yani beni otobüs terminaline bırakıyor şoför. Şansıma, hemen kalkmakta olan Berat otobüsüne denk geliyorum ve atlıyorum Mercedes 302'ye. Türkiye'de Mercedes 304'leri yakalayan nesil olarak zamanda yolculuk yapmak Arnavutluk'a kısmetmiş:)

Berat'ın cumbalı evler, dar sokakları.

Yaklaşık iki saat süren yolculuk sonrası Berat'a varıyorum ve yine el kol hareketleriyle otobüs muavinine şehir merkezine nasıl gideceğimi soruyorum. Yine aynı teknikle şehir içi otobüslerin olduğunu öğreniyorum. Şehir içi otobüslerde sivil, gayet kafalarına göre giyinen biletçiler bulunuyor ve otobüse ister ön kapıdan ister arka kapıdan binin, tek tek herkesin yanına gelip bilet kesiyorlar. Şehir merkezinde ineceğimi yine "bir şekilde" anlattığım biletçi, merkeze gelince yanıma gelip uyarıyor ve günlük şamatanın büyük bir kısmı tamamlanmış oluyor benim için. Hedefe ulaşıldı; Berat'tayım!

Bardaktan boşanırca yağmur ile Berat'a varıyorum.

Berat'ta Gezilecek Yerler

Berat'a vardım ama şansıma, hava çok kötü. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Otobüsün beni bıraktığı yerde "info" yazan küçük bir dükkan görüyorum ve hemen oraya gidiyorum. Defterime not tuttuğum 2-3 otel adı ve adresi dışında hiç bir bilgim yok Berat'a dair. İnfo'da Arnavutluk standartlarına göre çok üst seviyede İngilizce konuşan bayana adlarını yazdığım otelleri gösteriyorum ve nerede olduklarını soruyorum. Özellikle buralarda kalmak istemiyorsam daha ucuz bir yer ayarlayabileceğini söyleyen kadının teklifini değerlendiriyorum çünkü herhangi bir rezervasyon yapmamıştım öncesinde. Kısa bir telefon konuşması sonucu otel sahibinin gelip beni alacağını söylüyor. 10 dakika sonra yaşlı bir amca şemsiyesiyle beni almaya geliyor. Yolda biraz muhabbet edince amcanın Müslüman olduğunu öğreniyorum, İstanbul'dan geldim deyince yakın bir zamanda yaptığı seyahat sonrası İstanbul'u çok beğendiğini anlatıyor ve otobüs durağına erken gelmediği için özür diliyor. Meğerse info'daki kadın komisyon usulü çalışıyormuş ve olan benim 2 euro'ma olmuş:) Konakladığım pansiyonun adına, iletişim bilgilerine ve Arnavutluk geziyle ilgili daha fazla bilgiye yukarıda yer alan "gezi detayı" bölümünden ulaşabilirsiniz.

Kaldığım pansiyonun iç avlusu ve caminin hemen karşısındaki bahçe girişi.

Merkezdeki camii'nin hemen arkasında bulunan evlerine varıyoruz. İki katlı eski bir konağın alt katındaki odaları kiralayan ailenin, küçük avluya bakan, içerisinde banyosu olan gayet temiz ve sevimli odasına yerleşiyorum. Dışarıda yağmur tüm şiddetiyle devam ediyor ve ben bir süre sonra yağmurun kiremit çatılardaki şarkısını dinlemeyi bırakıp gezmem gerektiğini hissediyorum. Üst kata çıkıp evin kadınından yine "bir şekilde" şemsiye rica ediyorum ve emanet şemsiyemle Berat'ı keşfe çıkıyorum. Bir tepenin eteğine dizilmiş, cumbalı ahşap evlerin birbiri üzerinden Osum nehrini izlediği, dar sokakların kimi yerlerde bembeyaza bürünerek Akdeniz havası yarattığı, ilk anda hayran bırakan yerlerden biri Berat. Slav dilinde Berat'ın "beyaz şehir" demek olması daha da anlam kazanıyor bu sokaklara denk gelince.

Slav dilinde beyaz şehir anlamındaki Berat'ın beyaz sokakları.

Cumbalı ahşap evlerin baskın mimari karakteri sayesinde Safranbolu'nun yıllar önce izini kaybettiği ikiz kardeşi gibi Berat. Berat Şehrin merkezi Mangalem bölgesi olarak geçiyor ama nehrin karşı kıyısındaki Gorica bölgesi de aynı mimari dokuyla hemen göze çarpıyor. Ufak bir planlama yaparak; nehrin diğer yakasını şimdi gezip tamamlamaya karar veriyorum, yarına Mangalem bölgesini ve tepedeki kaleyi bırakarak. Arnavut kaldırımlar, cumbalı evler, evlerin taş bahçe duvarları, bu duvarları dar sokaklara bağlayan büyük ahşap kapılar, kiremit çatılar ve yağmur... Herşey birbirini mükemmel bir şekilde tamamlıyor Berat'ta!

Evlerin ahşap kapılarını beyaz sokaklar birbirine bağlıyor.

Önceki gün çılgınca yağan yağmurun aksine; yeni gün, güneş ışığıyla geliyor. Konuştuğumuz gibi erkenden kahvaltı için kapımı tıklıyor ev sahiplerim. Küçük bahçesinde benim için hazırladıkları kahvaltı tepsimde çay görünce tarifsiz bir mutluluk yaşıyorum:)

Arnavut ev sahibimin hazırladığı kahvaltı tepsim, iç ısıtan cinsten:)

Kahvaltı sonrası, dün planladığım gibi Berat'ın merkezinden geçerek kalenin yer aldığı tepeye tırmanmaya başlıyorum. Önümdeki muhtemelen Alman, yaşlı turistlerin yolun sol tarafındaki silik patikaya daldığını görünce; dik kestirme yolu onlar gözüne kestirdiyse ben de kestiririm deyip dalıyorum. Yeşillikler arasında, kimi yerlerde koyun sürüsünün yakınından geçerek kale duvarındaki kemerli geçitten geçiyorum ve kalenin içinde yaşayan 350 haneden birkaçının önünde buluyorum kendimi. Kimi yerlerde evlerin bahçelerinden gelen horoz sesleriyle, sağda solda kedilerle, ipe asılı çamaşırlarla sokaklarında keyifle kaybolunacak bir yerleşim bu bölge.

Kale duvarlarının büyük bir bölümü hala ayakta.

Tepenin tam tepesine varınca sarnıç, kilise gibi eski taş yapıların yanında güzel bir Berat manzarası da sizi bekliyor. Gezinmeye devam edince kalenin girişine vardığımı fark ediyorum ve yeşilliklerin arasındaki kestirmeyi kullanarak aslında kaleye bilet almadan kaçak girmiş olduğumun farkına varıyorum. Keyifli sabah gezimden sonra tekrar kaldığım pansiyona gidiyorum, eşyalarımı alıp, evin anahtarını bahçe kapısının altından geri attıktan sonra Tiran'a doğru yola çıkıyorum.

Kaleden kilise ve kent manzarası.

Terminale gidişte otobüs durağındaki orta yaşlı bir teyzeye soruyorum emin olmak için. Teyzenin, İngilizcesi sıfır ama yardımcı ruhu artı sonsuz. Etraftaki bir amca da ben de o otobüse binecem, onu bırakırım anlamında hareketler yapıyor. Gelen otobüs doğru otobüs olunca; biri bir kolumdan öbürü diğer kolumdan çekip bu otobüse bineceksin derlerken ben yine duruma gülümsüyorum. Evet Arnavutlar İngilizce konusunda pek iyi değiller ama o samimiyet ve yardımseverlikle yolda kalmanız mümkün değil:) Berat, tahmin ettiğimden de keyifli bir durak oluyor Arnavutluk gezimde. Her ne kadar Safranbolu'ya çok benzese de her yerde alınacak farklı tatlar olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. Bir hafta sonu "Nereye gitsek?" sorusu belirirse kafanızda ve cevabınız "Neden Arnavutluk olmasın?" olursa Berat'ı da rotaya eklemenizi tavsiye ederim!

Zaman:
19-22 Mayıs 2016

Rota:
İstanbul
»Tiran»Berat»İstanbul

Kadro:
Ben, kendim, bizzat şahsım:)

Ulaşım:
İstanbul-Tiran: Uçak (Pegasus ile 3-4 ay önce alınan biletlerde gidiş-dönüş 310 tl)
Tiran-Berat: Otobüs (400 Lek=3
€)
Tiran-İstanbul: Uçak

Masraf:
Gidiş-Dönüş Uçak Bileti: 310tl
Vize Ücreti: Yok!
Tiran Konaklama: 20
€ (2 gece) Block Bölgesindeki Propaganda Hostel. İdare eder kategorisindeydi hostel ama başka bir hostel veya otel de deneyebilirsiniz.
Berat Konaklama: 10
€ (1 gece) Konaklarının alt katındaki odaları kiralayan çok sevimli bir Müslüman ailenin odasını kiraladım. İçinde banyosu olan gayet temiz bir seçenek. "Tomar Shehu" adındaki pansiyonları tam şehir merkezinde. Ulaşmak isterseniz mail adresi; tomarshehu@hotmail.com. Amca giderlen kartını da verdi, telefon numarası isteyenler olursa mesaj atın, ileteyim:)
Yeme-İçme: 20

Uçak bileti hariç tüm harcamalarım: 65€ (Arnavutluk çok ucuz bir ülke, söylemiş miydim? :)

Tiran'da
* Gündüz-gece Block bölgesinde gez, ye, iç!
* Enver Hoca Müzesi olarak yapılan ve şuan terk edilmiş olan Piramid'e tırman!
* Ucuz ve leziz İtalyan ve Balkan mutfağından örnekler ye!

Berat'ta
* Dar taş sokaklarında kaybol!
* Osum Nehri'nin karşı kıyısındaki yerleşim Gorica'yı gez!
* Kaleyi gez!


Önceki Yazı

İlginizi Çekebileceğini Düşündüğüm Diğer Yazılar

X

Facebook Sayfamızı Beğenin!

facebook.com/sezinlegez