Tanzanya'da Safari; NatGeo Wild'ı Yaşamak

Afrika Kıtası'na ikinci kez ayak basacak olsam da gerçek anlamda Afrika'yı deneyimleyeceğim ilk gezim! En uzak gezi rotam! Ekvatorun diğer tarafına ilk geçişim! Heyecanlanmak için bolca sebebim var...
Aktarma noktamız olan Doha'dan Dar es Salaam'a doğru yola çıktığımızda gittiğimiz rotanın farklılığını somut şekilde görüyoruz. Uçaktaki ten rengi skalasında oldukça soluk ve azınlıkta kalıyoruz. Yaklaşık 6 saatlik uçuşumuz sonrası hedefe ulaşıyoruz. Arapça anlamı "Barış Evi" olan Dar es Salaam; Tanzanya'nın en büyük şehri ve bölgesel ekonomi merkezi. Hatta Doğu Afrika'nın en kalabalık şehri olma özelliği de var. Ama sakın bu durumun havaalanına yansıdığını düşünmeyin... Oldukça mütevazı bir havaalanıyla karşılıyor bizi şehir. 

Tanzanya'da ilk görev; safari!

Uçaktan iner inmez yüksek, ahşap masaların dizildiği giriş salonunda form doldurarak ilk prosedürlere başlıyoruz; ne amaçla geldik? ne kadar kalacağız? ulusumuz?... Gayet sakin ve güler yüzlü görevliler insanları yönlendiriyor. İkinci aşama aşı kontrolü. Hızlı bir aşı karnesi kontrolü sonrası asıl işleme; vizeye geçiyoruz. El taraması ve web kamerasında  fotoğraf çektirme sonrası vize ücreti olan 50$'ı vezneye yatırıyoruz ve 10 dakika içinde 90 gün Tanzanya'da kalma hakkı veren cıvıl cıvıl Tanzanya vizelerimiz hazır!

Mütevazi Dar es Salaam Havaalanı.

Pasaport kontrolünü geçip bagaj bölümüne ulaşıyoruz. Uçaktan getirilen bagajlar elle taşınarak masaların üzerine bırakılmış. Bizi bekleyen sırt çantalarımızı alıp dışarı atıyoruz kendimizi. Tabii ki burada turist olduğunuzun tahmin edilmemesi gibi bir durum yok, uzak mesafelerden parlayarak "buradayız biz!" diyoruz. Durum böyle olunca etrafımızı safari tur acentalarından görevliler ve taksiciler sarıyor. Taksi ile havaalanından ayrılmadan önce 3 gün sonra yapacağımız Zanzibar yolculuğumuz için şimdiden biletleri almaya karar veriyoruz ve acentaların küçük ofislerinin sıralandığı bölüme gidiyoruz.

Havaalanından ayrılmadan önce Zanzibar biletlerimizi alıyoruz.

İlk girdiğimiz acenta 75$ fiyat söyleyince ve pek de indirim yapmayınca teşekkür edip şansımızı diğer firmalarda  deniyoruz. ZanAir'den 60$'dan 48$'a çektiğimiz fiyatla biletlerimizi alıyoruz ve gezinin bel kemiğini oluşturan "pazarlık" resmen yürürlüğe girmiş oluyor. Dar es Salaam-Stone Town uçak biletimizi aldıktan sonra sıradaki pazarlığa geliyoruz; taksi. Havaalanına 10-15 km mesafedeki otelimiz için 45$ isteyen taksicilere bizim teklifimiz 20$ oluyor. "Olur mu öyle şey!" ana fikrinde geçen konuşmalar sonrası biz başka taksicilere yöneliyoruz ama bu esnada peşimizden ayrılmıyorlar. Bize fiyat tabelalarını gösteriyorlar ve gitmek istediğimiz yere fiyatın bu olduğunu söylüyorlar. Ki tabelada gerçekten öyle yazıyor, ama tabelada iki fiyat var; biri yerliler, diğeri yabancılar için:) Biz yarı sohbet, yarı espiri pazarlık modunda havaalanına dağılıp taksicilerle konuşurken kendi aramızda seslenmelerimizi orada yaşayan bir Türk ablamız fark ediyor ve yanımıza gelip kısa bir muhabbet sonrası bizim için taksicilerle pazarlık yapmaya başlıyor. En zorlu pazarlıklardan birini burada gerçekleştiriyoruz ve İzmirli ablamızın da yardımıyla 25$'a anlaşıp tertemiz, koltukların pileli örtülerle kaplandığı taksiye atlayıp Dar es Salaam sokaklarına dalıyoruz.

Sıkı pazarlık sonucu çiçek gibi taksi ile otelimize doğru ilerliyoruz.

Taksicilerin "mesafe kısa olsa da çok trafik var oraya gidiş 2 saati bulur" sözleri vücut buluyor adeta. İnanılmaz bir trafik var ve gerçekten o yolu yaklaşık 1 saate alıyoruz. Ama bu yol, etraftaki şenlikten dolayı hiç de sıkıcı geçmiyor. Yol boyunca kurulu pazarlarda gezen insanlar, motorsikletlerle müşteri bekleyenler, kafalarında taşıdıkları koca yüklerle ve rengarenk kıyafetleriyle gezen kadınlar, yandaki otobüsten bize el sallayan çocuklar... İnsanların beyazlara yaklaşımı pek bir sevimli; şaşırıp dikkatle bakıyorlar, çocuklar utangaç bir gülümsemeyle el sallıyor. Hatta trafikte araçların arasında gezip bir şeyler satan bir satıcının bizi görünce "Aa muzungi!" (beyaz adam) diye şaşırmasına da tanık oluyorum:)

Yollarda tanıdık manzaralar.

Uzun süre ana yolda seyrettikten sonra ara bir yola sapıyoruz ama bu araya "yol" demek pek mümkün değil. Köstebek yuvası gibi engebeli toprak alanda ilerlerken şaşkınlıkla etrafı gözlemliyoruz; briketten veya topraktan yapılmış tek katlı evlerin önünde oturan insanlar, evlerinin önündeki toprak alanda oynayan çocuklar, kapılarının önünde açık ateşte veya kömür ateşinde yemek pişiren kadınlarla genel olarak yoksul bir tabloyla karşı karşıyayız. İlk olarak bu durumun, bu bölgeye özgü olduğunu düşünüyoruz ama gezi süresince benzer durumlara tanıklık edince bunun ülkenin normal düzeni olduğunu anlıyoruz. Fark ettiğimiz başka bir detay ise; her şeye rağmen gülümseyen yüzler...

Otelimizin manzarası.

Gayet plansız ve yoksul gözüken koşullar ve mekan karşısındaki şaşkınlığımız öyle bir yerin ortasında yükselen, bizim standartlarımızda normal olan çok katlı otelimizi görünce de devam ediyor. Otel, odalar, banyolar  her şey çok normal fakat pencerelerdeki demir parmaklıklar da dikkatimizden kaçmıyor. Durum böyle olunca otele yerleşme sonrası genelde yaptığım "etrafı keşfe çıkma" rituelini gerçekleştirmiyorum çünkü etrafta görecek pek bir şey yok ve ilk etapta çok tekin bir yer izlenimi vermiyor.

Safari aracımız ve rehberimiz Tony.

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Kanuth Advantures'dan gelen safari aracımız bizi bekliyor otelin önünde. Üç gün boyunca aileden biri olacak olan şöförümüz ve rehberimiz Tony ile tanışıp çıkıyoruz yola. Yaklaşık 5 saat süren yol yine çok hareketli ve renkli. Yollarla ilgili düzeni şu şekilde özetleyebilirim; sadece ana yollar asfalt ve bunun dışındaki ara yollar toprak. Ara yolların ana yola bağlandığı kavşak noktaları yerleşim ve ticaret alanına dönüşmüş durumda. Ortalık tam bir cümbüş yeri; tek katlı toprak evler, küçük kulübe şeklinde dükkanlar, tek tük meyve ve sebzelerin satıldığı ahşap tezgahlar, kurulan pazarlar, evlerinin önündeki toprağı süpüren ev kadınları, sokaklarda oynayan çocuklar...

Yol boyunca renkli manzaralardan biri.

Bu kavşak noktalarındaki hareketlilik dışında yol boyunca kurulan tezgahlarda kimi yerde sebze-meyve satılıyor, kimi yerde örme sepetler rüzgarda sallanıyor, kimi yerde ise hâlâ dumanı tüten ateşin başında pişirdikleri kuzuyu satmaya çalışanlar el kol hareketleriyle araçları durdurmaya çalışıyor. Tony'den bu yolun uluslararası bir yol olduğunu öğrenince tüm bu cümbüş daha da anlam kazanıyor. Yol kenarındaki pazarlardan birinde meyve alışverişi yapıyoruz.

Daha milli park sınırlarına girmeden yol kenarında karşılaştıklarımız.

Ülke yüz ölçümünün 3'te 1'inin koruma altında olduğu Tanzanya'da, 16 tane ulusal park bulunuyor. Biz, rotamıza en uygun olduğu için ülkenin 5. büyük milli parkı olan Mikumi'yi seçiyoruz safari için. 1964'te ulusal park statüsü alan Mikumi, toplamda 3230 km²'lik alan kaplıyor. Yabancı turistler tarafından en az ziyaret edilen ulusal park olma özelliği de varmış bu parkın. Bu durum; vahşi hayatı en doğal şekliyle gözlemleyebilmek ve hayvanların fotoğrafını çekmek için sıra beklememek anlamına da geliyor aynı zamanda:)

Parkın girişi ve tek katlı konaklama yerlerimiz.

Daha ulusal parka ulaşmadan yol kenarında zürafalar ve impalalar görmeye başlayınca anlıyoruz ki hedefe artık çok yakınız. Parkın giriş kapısına varıp kayıt işlemlerini ve ödemeyi yaptıktan sonra safari boyunca konaklayacağımız tek katlı binalarımıza yerleşiyoruz ve hemen ilk safarimize çıkıyoruz. Televizyonda Nat Geo Wild'da izlediğimiz onca belgeseli beş duyumuzla yaşıyoruz. Otlaklardan, akasya ve baobab ağaçlarından oluşan Afrika savanında toprak yol boyunca ilerleyip karşımıza hangi hayvanın çıkacağını merakla bekliyoruz.

Buralar hep impala.

İmpala sürüleriyle, bu sürülerin arasına karışıp hayvanlar tarafından farkedilmemek taktiğini uygulayan öküz başlı antiloplarla, şaşkın şaşkın bize bakan zürafalar ve zebralarla, bizi pek de umursamayan fillerle, nehir kenarında dinlenen timsahlarla geçiyor ilk safarimiz. Güneş gökyüzünü müthiş bir turuncu renge boyarken artık eve dönme vakti geliyor. Kaldığımız yere oldukça yaklaşmışken yolda bizi bir sürpriz bekliyor! Aslında bir değil beş sürpriz! Yol kenarında oturan iki dişi aslan ve yolda birbirleriyle oynayan sevimli iki aslan yavrusu!

Kaldığımız yere birkaç km mesafede aslanlarla karşılaşıyoruz.

İki metre kadar yakınına yanaşıp arabayı durduruyor Tony. Bizde ne yapacağını bilememe, şaşkınlık, sevinç ve korku karışımı garip duygular hakim. Ani hareketlerden ve fazla gürültüden kaçınmamızı öğütlüyor Tony. O esnada iki metre ötemizdeki aslan dönüp bize bakıyor ve göz göze geldiğimde fark ediyorum ki nefes almayı çoktandır unutmuşum ve sanki işe yarayacakmış gibi arabanın açık tavanından aşağıya doğru saklanmışım:) Aslanlar, her haliyle inanılmaz bir asaleti ve etkisi olan hayvanlar gerçekten. Tam korkuya alışmışken bu sefer de çalıların arasındaki beşinci üye kendini gösteriyor; yattığı yerden kalkıp esniyor, o da etkili ve korkutucu bir bakış atıyor bize ve yavaş yavaş yoldan ayrılıp çalılıkların arasında kayboluyorlar sevimli yavrularla beraber.

Zebra sürüleri de sıkça karşılaştığımız hayvanlar.

Akşam yemeğini yerken bu şansımız üzerine tabii ki bolca muhabbet dönüyor hatta yan masadaki turistlerle safariniz nasıl geçti muhabbeti esnasında hava bile atıyoruz "aa siz görmediniz mi aslan ailesini!":) Tony'nin de tescillediği üzere çok şanslı olma durumumuzu ilk ve son kez yaşamış oluyoruz çünkü sonra yaptığımız gündüz ve gece safarisinde bir daha aslan görmüyoruz. 

Suya dalan hipopotamın yarattığı halka ve gölde gün batımı.

Sabah çok erken saatte ve öğleden sonra yaptığımız safarilerde farklı yerlerde tur atıyoruz. Parkın kuzeyinde bulunan iki yapay göle gidiyoruz. Burası hipopotam gölü olarak adlandırılıyor çünkü parktaki hipopotamlar gün boyu bu göletin içinde zaman geçiriyorlarmış. Arada sudan çıkardıkları kafaları ve püskürttükleri sudan başka devasa cüsselerini göstermiyorlar. Sadece akşamları gölden çıkıyorlarmış ve devasa kütlelerine rağmen beslenmek için 20 km yol yürüyorlarmış. Ama burada da şanslıyız ki gece safarisinde sudan çıkmış küçük(!) bir yavru görüyoruz.

Gece safarisinde silahlı park görevlisi de bize eşlik ediyor.

Gezi öncesi internetten safari turu ayarlarken gece safarisi isteğinde bulunmuştuk ama birçok firma gece safari yapmadıklarını söylemişti. Kanuth'u seçmemizde bu ektra gece safarisi de etkili olmuştu. Gece safarisi için heyecanlı bir şekilde aracımıza yönelirken aracın yanında bekleyen silahlı bir asker dikkatimizi çekiyor ve bize "siz mi safariye gidiyorsunuz?" diye sorunca anlıyoruz ki ekip bu özel durumdan dolayı genişliyor. Hayvanların saldırması ihtimaline karşı park tarafından zorunlu tutulan silahlı askerle, ekstradan gece aydınlatmalarından sorumlu Daniel ile gidiyoruz gece safarisine.

Sürü halinde gezen fillerin yanında yalnız kovboy takılanlar da var.

Zifiri karanlığı; aracın ışıkları ve hareketli aydınlatma bir yere kadar aydınlatıyor. Arada çalılıklar arasında beliren ve parlayan gözlerin hangi hayvanlara ait olduklarını tahmin etmeye çalışıyoruz bazen de yoldaki ışığa gelen kuşları, keklikleri, tavşanları ve kirpileri önümüze katıp ilerliyoruz. Tony bize bir jest yapıp yoldan çıkıp araziye dalıyor ve önümüzde parlayan yüzlerce zebra gözüne doğru aracı sürüyor. Bir o yöne bir bu yöne kaçışan hayvan sürüsü gece safarisinin aklımda kalan en etkili anını ve hissini oluşturuyor.

Savan peyzajının demirbaşı baobab ağaçları.

Birkaç saat boyunca yaptığımız safaride maalesef gece avlanan hayvanlara denk gelemiyoruz ama bu kadarı bile oldukça tatmin ediciydi. Safarilerde "Afrika'nın 5 büyüğü" olarak geçen; manda, leopar, aslan, fil ve gergedandan dördünü görerek çok şanslı bir safari tamamlıyoruz. Hatta 4'te 4 yaptık denebilir çünkü Mikumi Milli Parkı'nda gergedan bulunmuyormuş. Olsa bu şansla onu da görebilirdik:)

Baobab ağacının meyvesinin içindeki kısımları da yeniyor.

Üçüncü günümüzde sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra erkenden Dar es Salaam'a geri dönüş yoluna çıkıyoruz çünkü yol uzun ve yakalamamız gereken bir uçağımız var. Sadece televizyonlarda belgesellerde gerçek yaşamlarına tanık olabildiğimiz birçok vahşi hayvanı gerçek yaşam alanlarında gözlemleyebilmek, Afrika'nın o hayranlık uyandıran faunasını beş duyumuzla algılamak tarif etmesi güç bir deneyimdi bizim için. Sizin de olası Tanzanya gezinizi, bir safari ile taçlandırmanızı tavsiye ederim. Zaman ve planlamanıza uygunsa ülkenin kuzeyinde bulunan ve en bilinen milli park olan Serengeti'yi planınıza dahil edebilirsiniz. Bizim gibi rotanız ağırlıkla güneyde ise başka bir safari seçeneği olarak; Selous'u düşünebilirsiniz. Tur rehberimiz Tony'nin tavsiyesi olan Selous'un fotoğraflarına bakınca biraz içimiz burkulmadı değil, çünkü oranın varlığını bilseydik belki de safariyi orada yapma kararı bile alabilirdik.

Zaman:
01-11 Temmuz 2016

Rota:
İstanbul
» Dar es Salaam»Mikumi Ulusal Parkı»Stone Town»Kendwa Plajı»İstanbul

Kadro:
4 kişi

Ulaşım:
*İstanbul-Dar es Salaam: Uçak (Qatar Airways).
Qatar Airways'den 6 ay önce aldığımız biletlerimiz Doha aktarmalıydı. İstanbul-Doha uçuşu 3 saat, Doha-Dar es Salaam uçuşu ise yaklaşık 7 saat sürdü. Giderken 3 saat, dönüşte ise 8 saatlik bir bekleme süremiz vardı. Qatar Airways'in %40'lık indirim kampanyasına online bilet satış sitesi Turna.com'un kendi indiriminin de eklenmesiyle resmen yarı fiyatına 975 tl'ye biletlerimizi aldık. İlk defa Qatar Airways ile uçtum ve çok memnun kaldım. Uçakları yeni, yemekleri lezzetli, servisleri bol... Kesinlikle tavsiye edilir!

*Dar es Salaam-Mikumi Ulusal Parkı: Safari tur firmasının özel aracı.
Gitmeden önce safari yapacağımız turla anlaştık. Anlaşmamızın içinde bizi Dar es Salaam'daki otelimizden almaları ve dönüşte havaalanına bırakmaları da dahildi.

*Dar es Salaam-Stone Town: Pervaneli uçak (Zan Air).
Zanzibar adasına iki şekilde ulaşılabiliyor; feribot veya pervaneli uçak kullanarak. Biz Tanzanya'ya vardığımızda havaalanından ayrılmadan Zan Air adlı havayolu firmasından biletlerimizi aldık. Bilet sorduğumuz ilk yer 75$ fiyat verdi, başka firmaya da sorduk ve pazarlığımızı yapıp 48$'a aldık biletlerimizi.

*Stone Town-Kendwa Plajı: Özel taksi.
Pazarlık anahtar kelime Tanzanya'da! Adanın kuzeyindeki plaj olan Kendwa'ya yaklaşık 1 saatlik taksi yolculuğu için 20
$'a anlaştık. Hatta dönüş için de konuştuk ve dediğimiz tarihte sabah bizi almaya otele geldi taksici.

*Stone Town-Dar es Salaam: Özel uçak.
Dönüşümüz Ramazan Bayramı'nın son gününe denk geldiği için uçaklarda 4 kişilik yer bulamadık. 48$'a aldığımız geliş biletleri dönüşte 105$ olunca ve 4 kişilik özel uçak kiralama fiyatı 450$ olunca İstanbul'a dönüş uçağımızı kaçırma riskini göze almayıp özel uçak kiraladık. İki pilot ve 4 yolcu kapasiteli küçük pervaneli uçağa da binmiş olduk:)

Konaklama:
Dar es Salaam: Lantana Hotel (1 gece 21
$) Tavsiye edilir!
Stone Town: Zanzibar Hotel (3 gece 105
$) Tavsiye edilir!
Kendwa Plajı: Kendwa Rocks Beach Hotel (4gece 172
$) Tavsiye edilir!

Masraflar:
Vize Ücreti: 50
$ (Havaalanına varınca alabiliyorsunuz)
Seyahat Sigortası: Yok!
Gidiş-Dönüş Uçak Biletleri: 975tl
Dar es Salaam Havaalanı-Otel Taksi: 25
$ (45$'dan başlayan kıyasıya pazarlık sonucu)
Dar es Salaam Konaklama: 21
$ (1 gece)
Safari: 550
$ (Konaklama, kahvaltı, akşam yemeği ve gece safarisi de dahil 2 günlük tur) Rehbere bahşiş vermeyi de eklemeniz gerekebilir. Biz toplamda 50$ bahşiş verdik.
Dar es Salaam-Stone Town Uçak Bileti: 48
$
Stone Town Havaavalnı-Otel Taksi: 5
$
Stone Town Konaklama: 105
$ (3 gece)
Stone Town-Kendwa Plajı Taksi: 20$
Kendwa Plajı Konaklama: 172
$ (Akşam yemekleri ve içeceklerle beraber toplamda 227$)
Kendwa-Stone Town Taksi: 20$
Stone Town-Dar es Salaam Uçak: 112
$

Yemek: Yemek konusunda bir sıkıntı yaşamadık, özellikle Zanzibar adası turistik bir yer olduğu için seçenekler boldu. Bolca deniz mahsülü yemeniz muhtemel:) 10-12$'a doyurucu bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Kendinizi şımartma seçeneğini merak ederseniz; Stone Town'da gayet şık bir otel olan Serena Inn'in denize sıfır terasında şık yemekler ve şarap keyfi bahşişlerle beraber kişi başı 40$'a mal oldu örnek vermek gerekirse.

Extra Harcamalar:
Günlük Turlar: Zanzibar adasında gün boyu veya birkaç saat süren çok çeşitli turlara katılmak mümkün. Bunlar; yunuslarla yüzme, şnorkelle dalış, tüplü dalış, orman turu, baharat turu vb. gibi çeşitlilik gösteriyor. Bu turlar için anahtar tavsiye; pazarlık yapmak! Bizim katıldığımız turlar;

Prison Island: 7$ (Sahildeki kayıkçılarla toplamda 30$'a anlaştık ve yarım saat mesafedeki adaya birkaç saat süren bir tur yapmış olduk. 200 yaşına merdiven dayamış kaplumbağaları besledik, dalgalı denizde yüzdük).

Blue Safari: 60$ ( Kaldığımız oteldeki tur firmasıyla tüm gün süren, geleneksel yelkenli tekneyle küçük adaları, plajları  gezdiğimiz, bolca yüzdüğümüz, şnorkelle daldığımız, bol bol deniz mahsulü yediğimiz bir tur oldu).

Alışveriş: 100$ (Genelde bu kaleme fazla bütçe ayırmam ama Afrika sırf alışveriş yapmak için bile gidilebilecek bir ülke:) Ahşap maskeler, heykeller, takılar... Hepsi içinizdeki alışveriş canavarını tetikliyor.

Uçak biletleri de dahil olmak üzere; konaklama, ulaşım, yeme-içme kişi başı yaklaşık 1800$

Konuya daha da rasyonel yaklaşırsam, tüm gezinin maliyetleri oran olarak şöyle;
%3'ü vize ücreti
%30'u ulaşım masrafları
%32'si safari ücreti
%18'i konaklama ücreti
%7'si yeme-içme
%6'sı extra turlar
%4'ü alışveriş

Görüldüğü gibi geziye incir ağacı diken kalem safari oluyor ama kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir tecrübe!

* Daha önce hiç yemediğin tropik meyveleri ye!
* Safari yap!
* Stone Town'un dar sokaklarında kaybolarak gez!
* Yerel insanlarla muhabbet et!
* Prison Island'da 200 yaşındaki kaplumbağaları besle!
* Hint Okyanusu'nda yüz!
* Stone Town'da eski köle pazarına git!
* Blue Safari yap!
* Şnorkelle dal!
* Forodhani Bahçesi'ndeki akşam yemek pazarına git!


Sonraki Yazı

İlginizi Çekebileceğini Düşündüğüm Diğer Yazılar

X

Facebook Sayfamızı Beğenin!

facebook.com/sezinlegez