sezinlegez.com

Fas

Zaman : 10-17 Şubat 2011
Rota     : Marakeş»Tanaghmeilt»Fes»Chefchaouen»Rabat»Marakeş
Bütçe  : 240 €
Gezi Detayı
Yapmadan Dönme
Galeri
 
Renkler Ülkesi Fas

Fes
Ouzoud'dan sonraki durağımız olan Fes'e gidiş yolumuz; tek şerit ve yer yer toprak yola dönüştüğü için 5 saat kadar sürüyor. Fes'e ulaştığımızda çoktan akşam olmuş ve eski kent kapıları kapanmıştı. Kalacak yer için eski kent merkezi medinanın dışında bulunan otellere sırayla soruyoruz fakat hiçbirinde yer bulamıyoruz. Sonunda riad denilen; bir iç avlunun etrafında odaların dizildiği, genellikle iki katlı olan, tipik evlerden birinde iki tane oda buluyoruz. Fakat burayı hayatımda kaldığım en kötü yer olarak tanımlayabilirim. Gezide, yanımdaki en kullanışlı şeyin Valensiya'dan ayrılırken alsam mı almasam mı diye çok kararsız kaldığım yazlık uyku tulumum olduğunu anlıyorum. Yatağın içinde, uyku tulumumun derinliklerine doğru gömülerek geceyi geçiriyorum.

İç avlu temiz gibi görünüyor

 

Sabah, kent kapıları açılında şehir turumuza başlıyoruz tabii ki öncesinde taze naneli çaylar yudumlanıyor. Fes, Fas'taki "Dünya Mirası" ilan edilen ilk kent ve Dünya'nın en büyük araçsız kentsel çevresinden biri olarak kabul ediliyor. Dar ve kalabalık sokakların iki yanına dizilmiş dükkanlarda ne ararsanız bulabilirsiniz; deri çantalar, kıyafetler, babouches denilen ucu sivri ve biraz kalkık rengarenk deri terlikler, deri sandaletler, şallar, kumaşlar, görüntüsü bile lezzetli çeşit çeşit tatlılar, her Faslı'nın üzerinde gördüğünüz djellaba denilen sivri uçlu kapüşonlu uzun cübbeler... Tüm bu renk ve doku cümbüşüne bir de; cami kapılarının muhteşem ahşap oyma işçiliği, kare kesitli minarelerin desenli ve renkli seramik motifleri eşlik ediyor.

                            Kare planlı tipik bir cami minaresi 

 

Fes’in önemli özelliklerinden biri; deri sanayinin diğer şehirlere göre daha gelişmiş olması. Şehirde dört tane tabakhane bulunuyor ve bazılarında boyama, bazılarında ise deri işlenmesi yapılıyor. Gezerken yanımıza yerel biri geliyor ve deri atölyesini gezmek isteyip istemediğimizi soruyor. Tabii ki bu teklifi değerlendiriyoruz ve rehberimizi dar sokaklar boyunca takip etmeye başlıyoruz. Dar geçitler, merdivenler ve avlularla birbirine bağlanan labirent gibi deri işleme atölyesine varıyoruz. Bizi ilk karşılayan şey keskin ve kötü bir koku. Bir iç avludan başlıyoruz tura; eşeklerle atölyenin kapısına yığılan deriler, arkalarına bir çeşit beyaz kimyasalın sürüldüğü koyun derileri, kuruması için üst kattaki balkonlara asılan deriler... İkinci kısım; küçük gözler halinde havuzların bulunduğu bir iç avlu. O küçük göz havuzun birinde, içindeki kimyasaldan derileri çıkartıp bir kenara yığan nispeten yaşlı bir amca... Onun gözleriyle kameramın objektifinin buluşma anında biraz çekiniyorum, utanıyorum. Başka odacıklar, avlular, çatılar birbirini izliyor. Benzer tablolar; zor ve sağlıksız çalışma koşulları...

                                                          Deri atölyesi gezisi ilginç bir deneyim

 

Turist olduğunuz her halinizden belli olduğu için birilerinin yanınıza gelip bir şeyler satmaya çalışmaları çok olağan. Fakat insanların teklifleri her zaman deri atölyesi turu olmayabiliyor. Yasadışı olduğu halde, yerel ekonomiye büyük katkısı olan kif yani haşhaşa dayalı tekliflerle de karşılaşabilirsiniz. Bu konuyla ilgili şu yazıya göz atabilirsiniz.