Bruges: Zamanın Durduğu Şehir

Romantizmin Şehri”, “Kuzeyin Venedik’i”, “Zamanın Unuttuğu Şehir”... Bruges için yapılan şairane tanımlamaların listesi uzayıp gidebilir muhtemelen ama en çok dile getirilenleri bunlar. Benim için ise Bruges, tam bir zaman tüneli.

Fotoğrafı çok eski sanmayın, sadece siyah-beyaz yapılmış güncel bir fotoğraf: )

Leuven’den bindiğimiz trenin yolu Bruges’da son buluyor. Tren garından çıkıp eski kent merkezine doğru yürüyüşe geçen gruptaki herkesi aynı son bekliyor; zamanda yolculuk! Yerleşimin etrafını saran ana kanalı aşıp eski kent merkezine adım atar atmaz artık başka bir zaman dilimindeyim. Parke taşlarıyla döşeli sokakların iki yanını; turuncu tuğlaların egemenliği altındaki alçak katlı, dik çatılı evler kaplıyor. Parke taşlı sakin sokaklar kimi zaman faytonun ahşap tekerleri ve atların nal sesleri ile yankılanıyor. Sonra yine sessizlik. Kimi yerlerde sokaklar kanallara çıkıyor, küçük kemer köprülere dönüşüyor ve kalemle çizilmiş gibi duran bu şehrin masalsılığı su ile ikiye katlanıyor. Alçak katlı evlerin mütevazi sokaklarının; büyük meydanlara, ihtişamlı gotik yapılara dönüşmesiyle masala kudret de ekleniyor.

Panaromik bir kanal fotoğrafı şehrin ne kadar güzel olduğunu anlatmak için güzel bir örnek.

Avrupa’nın en iyi korunmuş orta çağ kentlerinden biri olan ve UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine eklenen Bruges’un, Belçika’nın en çok fotoğraflanan şehri olması karşısında hiç de şaşırmıyorum. Kanallarıyla, köprüleriyle, iyi korunmuş binalarıyla masalsı bir atmosfer sunan şehrin güzelliğinin fotoğraflarla ölümsüzleştirilmesi içten gelen bir dürtü olsa gerek.

Zamanın durduğu şehir Bruges.

Bir orta çağ şehri olan Bruges’un tarihi aslında çok daha eskilere; Vikingler’in 9.yy’da burayı keşfetmesine dayanıyor.  Hatta Bruges ismi bile “liman” anlamına gelen eski bir İskandinav kelimesi olan “brygga”dan geliyormuş. Komşusu Hollanda’nın Amsterdam’ı veya İtalya’nın Venedik’i gibi Bruges da bir kanal şehri ve bu kanallara çok şey borçlu. Kanalların ticaret yolu olarak; hem Avrupa içinde hem de uluslararası kullanılmasıyla özellikle 13 ve 15.yy’lar arasında çok zenginleşmiş şehir. Bu zenginliğin izleri şehrin şuanki zengin mimarisinden bile okunabiliyor. Bu varlığın sebebi olan kanallar ve Zwin Nehri, yokluğun da sebebi olmuş ironik bir şekilde. 16.yy’da kum ve çamur dolan nehir yatağı nedeniyle ticaret yolu değişmiş ve saldırılarla, kuşatmalarla iyice zor duruma düşen Bruges, 18.yy’a kadar terk edilmiş bir şehre dönüşmüş. Günümüzde ise; bir zaman makinesi işlevi görerek ziyaretçilerini bulundukları zaman diliminin çok öncesine götürmeyi başaran büyülü bir şehir.

Kış sezonu olduğu için turist yoğunluğunda kaybolmadan geziyoruz kanal şehri.


Bruges’a Nasıl Gidilir?

Küçük bir ülke olan Belçika’da tren ağları oldukça yoğun. Treni, ulaşım aracı olarak her şehir için rahatlıkla kullanabilir ve birkaç saat içerisinde hedefe ulaşabilirsiniz. Hafta sonu bilet fiyatlarının indirimli olduğunu, hatta çok gezmeyi planlıyorsanız 10’luk kombine biletlerle ekonomi yapabileceğinizi de belirtmeden geçmeyeyim. Biz Brüksel yakınlarındaki Leuven’den trenle yaklaşık 1,5 saatte Bruges’a vardık. İlk varış noktanız büyük ihtimalle başkent Brüksel olacağı için özellikle belirteyim ki yaklaşık 1 saate Bruges’a varacaksınızdır (bilet fiyatı 15-20€ civarında olacaktır). Brüksel-Bruges arasında yer alan Gent şehri de görülmeye değer. Rotanızda küçük bir değişiklik yapıp Gent’i de rotanıza ekleyebilirsiniz. Gent Gezi Notları da çok yakında burada olacak, takipte kalın ;)

Sezin çalışıyor! İşte Gent Gezi Notları

Bruges'un arnavut kaldırımlı sokaklarında fayton sesleri eksik olmuyor.


Bruges’da Gezilecek Yerler

Bruges gezinizi mümkünse hafta içi bir güne getirmeniz bu masalsı şehrin tadını daha iyi çıkarmanızı sağlayacaktır. Biz martın sonunda, puslu bir Cumartesi günü başladık Bruges’u keşfe ve sabah sakin olan şehir günün ilerleyen saatlerinde dolmaya başladı. Yoğunluk rahatsız edici değildi ama yaz sezonu için bu durum rahatsız edici olacaktır, hesaba katmanızı tavsiye ederim.

Bruges; sokaklarında kaybolarak gezerken, kendinizi herhangi bir yerdeki herhangi bir köprüde herhangi bir yansımaya anlamsız bir huzurla bakarken bulacağınız bir şehir. Yani kaybedin kendinizi, nasılsa bir şekilde yolunuz ana meydan Grote Markt’a çıkacaktır.

Grote Markt Meydanı.


Grote Markt Meydanı:
958 yılından beri pazar alanı olan meydan bu özelliğini hala koruyor. Çarşamba öğlene kadar kurulu duran pazarda; taze sebze, meyve, çiçek, et, peynir, sıcak ve soğuk yiyecekler, el yapımı yerel ürünler bulmak mümkün. Etrafında dizili kamu binalarıyla, çan kulesiyle, rengarenk evleriyle, restoranlarıyla, faytonlarıyla Bruges’un muhtemelen eskiden beri en kalabalık yeri bu meydan.

Belfry Çan Kulesi: Grote Markt’ın etrafında dizili yapıların en dikkat çekeni. Ortaçağdan kalma bu kulenin tarihinde bolca yangın ve yeniden inşa edilme var ama 1741 yılında geçirdiği son yangından sonra tekrardan yapılmamış. Yani şuan gördüğümüz bir 18.yy binası. 83 metre uzunluğundaki bu kuleye çıkmak için; uzun bir süre sırada beklemeniz ve sonrasında 366 basamak tırmanmanız gerekiyor. Ama tahmin edersiniz ki panaromik bir Bruges manzarası sizi bekler (giriş 10€).

Belfry Çan Kulesi ve kuleden şehrin kutu kutu evleri.


Church of Our Lady:
Bu katolik kilisesini önemli kılan iki nokta var ki biri mimarlıkla, diğeri de sanatla ilgili. 115 metre yüksekliğindeki çan kulesi, dünyadaki tuğladan yapılmış en uzun ikinci kule olma özelliğini taşıyor. Kilisenin sanatsal önemi için ise 1500’lü yılların İtalya’sına gitmek gerek çünkü bu kilisenin içinde bulunan Meryem Ana ve Çocuk İsa heykeli ünlü İtalyan sanatçı Michelangelo tarafından mermerden yontularak yapılmış. Zengin Bruges’lu bir tüccar 1504 yılında Michelangelo’nun yaptığı bu heykeli satın almış ve Bruges’a getirip kiliseye bağışlamış.

Kutsal Kan Bazilikası: Önemli bir başka dini yapı da Basilica of Holy Blood. Burg Meydanı’nda yer alan bu kilise süslemeli dış cephesi, kırmızı pencereleri ve kapısıyla hemen dikkatinizi çekecektir. Alt kotta bulunan süslemeden uzak, sade Romanesk ve üst kotta bulunan süslemeli Neo-Gotik mimari tarzdaki şapellerle aslında iki dini yapıdan oluşmakta. Buraya adını veren “kutsal kan” mevzusu ise; kilisede cam bir tüp içerisinde muhafaza edilen kanlı bir kumaş parçasının Hz.İsa’ya ait olduğu iddiası.

Kutsal Kan Bazilikası'nın kırmızı kapı ve pencereleri pek bir güzel:)

Groeninge Müzesi: Biraz müze gezip, 18-19.yy’da yapılan ve başyapıt olarak nitelendirilen resimleri kendi gözlerinizle görmek isterseniz bu müze doğru adres olacaktır. Ünlü Belçikalı ressam Jan van Eyck’in eserleri de bu müzede yer almakta.

St John Hastanesi Müzesi: Sanata doymadıysanız eski bir hastane binası olan ve günümüzde müze olarak kullanılan St John Hastanesini de ziyaret edebilirsiniz. Avrupa’da günümüze kadar ulaşan en eski hastane binası olan yapının tarihi 13.yy’a dayanıyor.

Yel Değirmenleri: Yel değirmenlerinin sadece Hollanda’da yer aldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.  Uslu bir çocuk olursanız Bruges’da da yel değirmenlerini görebilirsiniz. Şehrin kuzeydoğu kısmında yer alan ve eskiden 25 tane olan yeldeğirmenlerinden günümüze sadece 4 tanesi kalmış. Sint Janshuismolen yeldeğirmeninin içinde yer alan küçük müze de ziyaret edilebilir.

Bruges'da kanal turu klişe gibi gelebilir ama kesinlikle denenmesini öneriyorum.


Kanal Turu:
Bruges için hazırlanacak bir “yapmadan dönme listesi” varsa şayet, bu listenin başı; botla kanal turudur! Çok net. Şehri yaya olarak ne kadar gezseniz de kanallarda ilerlerken yakalayacağınız perspektifler çok daha farklı ve etkileyici. Yaklaşık yarım saatlik kanal turunu es geçmeyin (bilet 8€).

Bunlar dışında özellikle belirtme gereği duymadım ama Belçika birasına, çikolatasına, waffle’ına, patates kızartmasına, midyesine doyacağınız lezzetli bir gezi olacaktır bu rota. Bruges gezinizi gerçekleştirmeden önce İngiliz kara mizahını, bir de Bruges sokaklarında yaşatan “In Bruges” filmini izlemenizi tavsiye ederim. Şimdiden keyifli keşifler!

Zaman:
17-22 Mart 2017

Rota:
Milano»Leuven»Mostar»Bruges»Antwerp»Brüksel»Lüksemburg»Milano

Bu gezi, diğerlerinden farklı bir gezi. Bir ay süren ve Milano'dan başlayıp, Belçika ve Lüksemburg'ta devam edip, sonra tekrar Milano'da biten bu gezi bir nevi arkadaş-kuzen ziyareti. Bu yüzden ulaşım ve genel masraflar konusunda detaylı bilgiyi es geçiyorum bu sefer.

* Waffle, midye, patates kızartması, çikolata gibi meşhur oldukları tatları dene!
* Yüzlerce çeşit Belçika biralarından iç!
* Çizerlerin süslediği duvar resimleriyle dolu sokakları gez!
* Bruges'un sokaklarında orta çağ ruhunu yaşa!
* Bruges'da kanal turu yap!

Sonraki Yazı

İlginizi Çekebileceğini Düşündüğüm Diğer Yazılar

X

Facebook Sayfamızı Beğenin!

facebook.com/sezinlegez